Bu yazı, bireysel gibi görünen ama aslında toplumsal olan bir ruh haline dair gözlemlerden oluşuyor.
“Hayat hep bir yere yetişme telaşıdır, ama yetişirken neyi kaçırdığımızı fark eder miyiz?”
Hayatta hep bir yaşam mücadelesinin içindeyiz.
Kimi okulu bitirmeye çalışır, kimi okulu bitirmiştir iş arıyordur yada kamuya atanmayı bekliyordur. Kimi iş bulmuştur, kariyerinde yükselmenin peşindedir. Kimi evlenme teklifi bekler ya da teklif etmeye hazırlanıyordur. Kimi bebek bekler, kimi çocuğuna okuma-yazma öğretmeye çalışır. Kimi yaşlanan anne-babasının bakımını üstlenmiştir, kimi çocuklarını evlendirmek için sabırsızlanıyordur.
Hepimizin hayatının her dönemin de mutlaka bir uğraşı vardır.
Bu uğraşların içerisinde ruh halimiz de değişir. Kimi eğlenmek ister, kimi depresyonunu sonuna kadar yaşayıp ağlamayı seçer, kimi kendini şımartacak hobilerle mutlu olmaya çalışır, kimi sadece dayanmayı öğrenir.
Aslında insan, hayatı boyunca hep bir beklenti taşır. Gerçekleştirmek istediği hedefleri vardır ve onlar için çalışır çabalar, çok ister isteklerinin gerçekleşmesini. Büyüklerimiz hep söyler :
“Kısmet Bağdat’ta da olsa gelir seni bulur”
Ama gerçek hayat pek öyle işlemez. Kısmetin seni bulması için çoğu zaman senin çaba göstermen gerekir. Birde şans faktörü vardır. İnsan, kendini ve farkındalıklarını öne çıkarmak için uğraşır. Çünkü bu beklenti duygusu insanı ayakta tutar.
Peki, insanlar neden farkındalık yaratmak ister ?
Çünkü günümüz insanı, alışık olmadığı yaşam düzeninde tecrübe edinip tutunmaya çalışırken, çoğu zaman temelinde ekonomik yetersizliği taşır. Özellikle ülkemizde iş aramak ya da iş bulabilmek başlı başına bir çiledir.
İnsan iş bulur, yetersiz maaşa tahammül eder. İş bulur, insan ilişkilerini görmezden gelmeye çalışır; sadece biraz daha dayanabilmek, biraz daha uzun süre çalışabilmek için. Çünkü aldığı kıt miktardaki şeylerin taksitini ödemesi gerekiyordur. Sırf bu nedenle kendini ön plana çıkarmaya çalışır.
Ama kendini ön plana çıkartırken, çoğu zaman kendini, ailesini ve arkadaşlarını ihmal eder. Uzun bir süre sonra kendisini sevgiye muhtaç bir noktada bulur. Sevilmek ister fakat ekonomisini düzeltmek için kendini adadığı sistem, etrafında ne dost bırakmıştır ne aile.
Bu noktadan sonra insan depresif bir ruh haline girer. Zamanla, güzel memleketimin insanları bu depresif hali normal bir yaşam biçimi gibi yaşamaya başlar. Herkes depresyondadır. Herkes, kendini anlayacak, yanında huzur bulacağı, doya doya sohbet edebileceği birini arar.
Ancak bu arayışta doğru ile yanlışı ayırt etmek zorlaşır. Gider, en belalı insanı bulur. O belalı insanı da yine bizim toplumumuz yetiştirmiştir.
Ve böylece fark etmeden aynı yere döneriz:
Kısır bir döngünün içine.
Bu ruh halinin iş hayatındaki yansımasını, bir sonraki yazıda; üretim sahasından gözlemlerle ele alıyorum.

3 Yorumlar
İnsan hep bir uğraş içindedir ama öz dediğimiz olgu aslında her uğraşta kendini belli eder.Yaşamın gündelik telaşlarında "insan doğası iyi midir kötü mü" sorusuna tatlı bir hatırlatma gibi...
YanıtlaSilHer insan tercihlerini sağlıksız ruh haliyle verdiği için kısır döngüde
YanıtlaSilEsra hanım yazınızla yaşadığımız durumu çok güzel anlatmışsınız. Aynı sıkıntıları yaşıyoruz.
YanıtlaSil